Giriş Sayfası Yap

Ana Sayfa

Arşiv

FORUM

E-Mail

Ziyaretci Defterim

SON YAZILARIM

  • Başlıksız
  • Tut bizi ey oruç!
  • HZ. SEDDAT İBNİ EVS (r.anh)
  • KALBİN GECE UYANIŞI: TEHECCÜD
  • ŞABAN-I ŞERİF
  • RECEB-i ŞERİF
  • KISA BİR SOHBET
  • Kısa Kıssa
  • Gül Aşkın Mihrabıdır
  • Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse
  • KATEGORİLERİM

  • Asr-ı Saadet
  • Dini bilgiler
  • Dişli Kasabası
  • Fıkıh
  • Güncel
  • Hadisi Şerif
  • Kıssadan Hisse
  • Sadat-ı Nakşibendi
  • Sahabe Hayatları
  • Tasavvuf
  • Yazılarım
  • Şiir
  • DOSTİLLERİ

    ARKADAŞLARIM
  • lifmodellerim

  • nasibim

  • selosafis

  • havlukenarim

  • 1964anne

  • hulela

  • gulcinpehlivan

  • koyundanyavasgerek

  • Funda2009

  • sohbetsevenler

  • gelincicegii

  • sadiyedemir

  • guldiyarindan

  • haticeozkan

  • SanaGeleyim

  • ahmetyazar

  • NaZaRo

  • islamvehuzur

  • bahcebakimim

  • menzilehayran

  • kumgibi03

  • gulumasli

  • kaansan

  • AskinaDilenciyim

  • geldostagidelim

  • fatih03

  • bozacioglu

  • mukarrebin

  • TILLSIM

  • didoli82

  • zellankadef

  • dervis35

  • nurumsun32

  • menzililahileri

  • surgunsehrim

  • 2563

  • LeyL67

  • baharhabercisiyim

  • NurOsmanliTorunu16

  • ravzagulu

  • sudamlasi1

  • hakkdostu

  • igrayla

  • zekiinal

  • KaanhanKURULTAY

  • feyzanur2000

  • myvizyon

  • sultankonyevi

  • menzilsofi

  • adaynur2

  • islamisiteler

  • karakan019

  • mehmet2515

  • muridulgavsibilvanisiiii

  • muridulgavsibilvanisi

  • ozen74

  • cemd

  • menzil2

  • CaNKuRBaN

  • uzletizeranu

  • ferhat6781

  • seyyahin

  • himmeteyle

  • sadeceresim

  • yesilsehir

  • Kalbiminkalemi32

  • sohbetci25

  • seyyidesevim

  • zuhalkoglu

  • sevgipinari01

  • ferzane

  • tesetturluyum

  • rufeydem

  • 16tatilim

  • igra

  • rahmetyagmuru

  • abunaar

  • netclup2

  • ebvaa

  • dinimizitaniyalim

  • Bahram

  • fzehra

  • 7x7x7

  • gulivahdet

  • destebasi

  • nurrisalelerim

  • yakko

  • masum61

  • Beyazkalemim

  • dualarla

  • bizimdinimiz

  • beyza99

  • sirad

  • nuralemi

  • fatih96

  • orgumuz

  • BALLON

  • videosanal

  • elifnun

  • ilkaycahobiler


  • SON YORUMLAR

  • S.ALEYKÜM
    Hayirli Cumalar diliyorum arkadasim
    Selamun Aleyküm
    tebrik
    Selamun Aleyküm Arkadasim
    Selamun Aleyküm Efendim
    s.a
    hayırlı cumalar arkadaşım
    hayırlı cumalar
    Beraatin, hayatımıza yeni ufukların açılmasına vesile olması dileğiyle..


  • DOSTİLLERİ
    DOSTİLLERİ
    DOSTİLLERİ
    Google
     


    6/9/2008<>
    kategori: Dini bilgiler

    Gavsin ne demek oldugunu Fethullah Gulen'den bir aciklama..

    ***

    Hz. Muhammed (sav) dar-ı bekâya irtihal edince, onu bu dünyada temsil eden de Allah ile irtibatları kavi büyük insanlardır. Onlar, mazhariyetleri ve misyonlarıyla, bir bakıma yeryüzünde âdetâ Kâbe konumundadırlar. Ehl-i tahkikin beyanına göre, bazen onlar Kâbe’nin etrafında, bazen de Kâbe onların etrafında döner. İşte böylesi kişilere Allah’ın matmah-ı nazarı anlamında “Kutub” adı verilir. Bu kişiler bulundukları mekânda, her zaman mevcudiyetlerini hissettiren, şeytanların uykularını kaçıran, bir kısım insanların vehimlerini izale eden, toprağın kuvve-i inbatiyesi gibi kudsi bir güce sahiptirler. Yine bunlar, hep tazarru ve naz u niyaz makamında bulunmaktadırlar. Allah böylelerinin bakışları ile kâinata bakar, merhamet veya gadap eder.
    Kutub makamının bir adım ötesinde “gavsiyet” makamı yer alır. Bu makamı ihraz edenlerin en büyük özelliği, tasarruflarının öldükten sonra da devam etmesidir. Her gavs bir kutuptur, fakat her kutub bir gavs değildir. Öyleleri de vardır ki, bu her iki makamı bünyesinde cemetme bahtiyarlığına ermiştir. Zannediyorum “kutbu’l-irşad” işte bu iki makamı birden ihraz etmiş ve halkı irşada me’zun insanlara verilen isim olsa gerek..

    Bu açıdan kutbu’l-irşada; hakikat-ı Ahmediyeyi tamamıyla temsil eden, dolayısıyla da hakikat-ı Muhammediye’ye namzet olan insan nazarıyla da bakılabilir. O, bütün insanlığın iç âlemi itibarıyla, yani kalbi, ruhu, vicdanı, hissi ve letaif-i maneviyesiyle mercii sayılan bir “menhel-i azbi’l-mevrûd; cennet kevserleri ölçüsünde tatlı su kaynağıdır.” Ve insanlığı sahil-i selamete çıkaracak bir rahmet ve ışıktır. Bu yönüyle ona, yeryüzünde tevhid güneşi denir. Herkes kendi istidadı veya elindeki kovasının büyüklüğü/küçüklüğü ölçüsünde ondan istifade edebilir. Öyleyse kutbu’l-irşad, misyonu, konumu ve zâtı itibarıyla diğer velilerden en az üç kademe daha ileridedir.

    Başkalarının onları tanımasına veya sair velilerden ayırt etmesine yardımcı olacak belirgin özellikleri yoktur. “İnsanlar arasında, insanlardan bir insan olarak bulunurlar.” Ne var ki, hassas ruhlar, liyakatli kişiler bunları hemen sezer ve âdetâ bir mıknatısa kapılmış gibi, onların cazibelerine kapılıverirler. Bu özellikleri itibarıyla de onlar, etraflarına sürekli nur neşrederler. Hakkı aramak için yollara dökülenler de bunların cazibe-i kudsiyesi içine girer ve o dairede bütün bütün erir giderler.

    Bütün bu değerlendirmeler nazara alındığında; bu kudsî me’hazlara sırt dönmekten daha öte bir talihsizlik olamaz denilebilir. Bana göre, bu kaynaklara müracaat etmeden yollara dökülenler, niyetleri ne kadar da samimi olursa olsun, çöllerde tek başlarına, rehbersiz yolculuk yapan insanlar gibidirler. Hatta bu kişilerin şahsî ibadet ve taatleri ne kadar çok da olsa, bu feyiz kaynaklarından yararlanmadıkları için, ileride dünyevî başka câzibe noktalarının câzibelerinden kurtulamayıp, yollarda kalabilirler. Hatta ibadet ü taatı bu denli çok olmayanlar, yüzleri bu ışık kaynaklarına dönük oldukları için, kayma ihtimalleri onlara göre daha azdır.

    Ayrıca, bu tür insanların daire-i kudsiyeleri içinde bulunma, onlar gibi olma noktasında insana aşk, şevk ve ümit verir. Zira bunlar ideal insan olup, her Müslümanın hedefi olabilecek makamlarda bulunmaktadırlar. Bir diğer ifadeyle bunlar, bizim gibi sıradan insanlar için birer gaye-i hayaldirler. Zaten bu dünyada gaye-i hayali olmayan kişilerin, dört ayaklı behaimden farkı da yoktur. “İki günü müsavi olan, aldanmıştır” beyan-ı Nebevisi, herhalde bu hakikata işaret etmektedir.

    Hasılı, kutbu’l-irşad, kâinatın mânâ, mahiyet ve muhtevasını anlatan, yeryüzünde Cenâb-ı Hakk’ın matmah-ı nazarı, kutb ve gavs makamının sahibi bir hakikat eridir.

     

                 Fethullah GÜLEN HocaEfendi

    0 yorum :: link
    { Sayfa 1 of 100 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->

    Ayıraç kodları

    Tut bizi ey oruç!
    27/8/2008<>
    kategori: Güncel



    Hayatın dağdağasında kaçımız dağılmaktan korunabiliyoruz ki? Aklımız dağılıyor. Düşüncemiz dağılıyor. Duygularımız dağılıyor. En beteri hayatımız dağılıyor. İç bütünlüğümüzü kaybediyoruz. Yani, kendimizi kaybediyoruz. Kendimizi kaybedince, insanı da, hayatı da, eşyayı da kendi bütünlüğü içinde göremiyor, okuyamıyor, algılayamıyor ve anlayamıyoruz.
    Parçanın parça olduğunu gözden kaçırıyor, parçayı bütün sanıyoruz. Parçayı bütün sanmak, hem parçaya hem bütüne haksızlık oluyor. Zira parçadan bütünün rolünü üstlenmesini bekliyoruz. Parça bu ağır yükü kaldıramıyor. Sonuçta, parça ile bütün arasındaki kopmaz ilişkiyi gözden kaçırıyoruz. Varolan irtibatı dağılan ve dağıtan tasavvurumuzla biz koparıyoruz.
    Parçayı parça olarak görseydik parçanın altında ezilmeyecek, parçadaki olumsuzluğa takılıp bütündeki güzelliği fark edecektik. Parçada “şer” gibi görünenin bütünde “hayır” olduğunu anlayacaktık. Parçada zeval suretinde tecelli edenin bütünün kemalinden kaynaklandığını fehmedecektik.
    Bu yüzden gündelik yaşıyoruz. Günü yaşamakla gündelik yaşamak arasında sera ile süreyya arasındaki fark kadar fark var. Gündelik yaşamak, “mutlak zamanı” (dehr) gözden kaçırmak demek. Gündelik yaşamak, zamanı aşan bir zamanın olduğunu fark etmemek demek. Gündelik yaşamak, organizmaya teslim olup ruhu teslim almaya kalkışmak demek.
    Arif “vaktin çocuğu”dur, “günün çocuğu” değil. Gündelik yaşayanlar, hayatı kendi bütünlüğü içinde göremezler. Hayatı kendi bütünlüğü içinde göremeyen, hayatın çok mertebeli bir hakikat olduğunu, kendi yaşadıkları hayat basamağının, birçok mertebeden sadece biri olduğunu fark edemezler. Yaşadıkları mertebeyi hayatın bütünü sanırlar. Parçayı bütün sanan herkes gibi cezalandırılırlar. Cezaları, bir ömrü bir gün kadar bereketsiz yaşamaktır.
    Gündelik yaşayanlar, zamanın esiri, hatta oyuncağı olurlar. Esirin ruhu var, oyuncağın ruhu yoktur. Günün getirdiklerine maruz kalırlar. Git gide günlükten anlık yaşamaya geçerler. Kendilerine bakteri muamelesi yaparlar. Tepkileri, sevgileri, aşkları, nefretleri, ilgileri, dikkatleri, rikkatleri, iradeleri, sevinçleri ve hüzünleri anlık veya günlüktür.
    İşte bir ömrü bir gün kadar bereketsiz kılmanın formülü budur. Kur'an, bu tiplerin ahiretinden bir pencere açarak şu diyalogu nakleder:
    - Dünyada ne kadar kalmıştınız?
    - Bir gün ya da bir günün yarısı kadar?
    İşte bereketsizlik dediğim şey de bu. Bir ömür yaşayacaksınız, ama bir gün kadar bereketsiz geçecek.
    Peki, bunun tersi de mümkün mü?
    Elbette, bir günü-geceyi bir ömür kadar bereketli yapmak mümkündür.
    İşte Ramazan, bize bir geceyi bir ömür kadar bereketli yapmanın formülünü sunan ilahi bir imkândır.
    Ramazan bize dağılmışımızı toplamak için gelir. Başta kendimizi toplamayı öğretir. Aklımızı, duygu ve düşünce dünyamızı, ruh ve hatta bedenimizi toplamayı öğretir.
    Ramazan bize parçamızı bütünlemek için gelir. Parçaladığımız hakikatin hakikat olmaktan çıktığını öğretir. Mukayyet zamanı mutlak zamana dikmemiz için elimize bir gök iğnesi tutuşturur. Nasıl ki namaz dünya astarını ahiret atlasına günün beş yerinden dikme talimiyse, oruç da bunun yıllık talimidir.
    Ramazan bize unuttuklarımızı hatırlatmak için gelir. Başta kendimizi unuturuz. Ramazanın en çok hatırlattığı da kendimizdir. En büyük amacı ise “şahit olan ben” idraki inşa etmektir. Şahit olan ben, şehadet kelimesini sadece diliyle okumaz, varlığıyla okur. Sadece okumakla kalmaz, kelime-i şehadet onun varlığında okunur. O artık hem okuyan, hem okunandır. Hem şahit olan, hem şahit olunandır. Kendisi bu mübarek kelimenin yazılı olduğu fiili ve aktif bir levha olur. İşte o zaman her bir hücresi şu gerçeği haykırır: Biz bu cihana sahip olmak için değil, şahit olmak için geldik.
    Ramazan bize kaybettiklerimizi buldurmak için gelir. En çok kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Sahi, kendini kaybeden neyi kazanır ki? “Ben” demeyi hak edecek bir ben idrakine ulaşmayanın “benim” demesi ne kadar da gülünçtür. Böyle birinin “benim” dediği hiçbir şey gerçekte kendinin değildir. O yoktur ki, onun olsun.
    İşte onun için hakikat şudur: Oruç bizi tutar. Oysa biz, orucu tuttuğumuzu sanırız. Bir yere kadar doğrudur. Zira orucu gerçekten tutanları oruç da tutar. Dik tutar, diri tutar, kendinde ve agâh tutar.
    Ve işte tam bu nedenle: Oruç tutmak kendini tutmaktır.
    “Ramazanınız mübarek olsun” demeyeceğim. O zaten öyledir. Ramazan bizi mübarek kılsın.

    Mustafa İslamoğlu

    0 yorum :: link
    { Sayfa 1 of 100 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->

    Ayıraç kodları

    ALLAH (CC)
    Esma-ul Husna
    dostilleri
    DOSTİLLERİ
    DOSTİLLERİ
    DOSTİLLERİ
    DOSTİLLERİ

    DOSTİLLERİ

    DOSTİLLERİ
    DOSTİLLERİ